Türkiye’ye Gelmiş En İyi 5 Yabancı Futbolcu
Türkiye’ye gelmiş en iyi 5 yabancı futbolcu
Bu seçimi tartışan birilerine rastlarsanız, naçizane tavsiyem vaktinizi boşa harcamayıp o vatandaşın yanından hemen uzaklaşmanızdır. Zira dünyadaki futbolseverlerin % 90′ının “tüm zamanların en iyi 11′i” listesine banko yazdığı bir isimden bahsediyoruz. 3 Dünya Kupası finali oynayıp 2’sini kazanan, Real Madrid’de 12 sene forma giyen, Şampiyonlar Ligi’nde Fener ve G.Saray’ın toplamı kadar maçta oynamış bir oyuncu Roberto Carlos… Neyse bu adamı anlatmayalım şimdi, ayıp oluyor. Fenerbahçe’nin, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından biri olan Şampiyonlar Ligi çeyrek finali de, onun zamanında gerçekleşti. Türkiye’de sadece 2 Süper Kupa kaldırabildi.
Türk futbol tarihinin gördüğü (hatta Roberto Carlos dâhil) en “yetenekli” futbolcu Anelka bana göre. Hatta dünya futbol tarihinde adını Pele, Maradona, Cruyff, Eusebio, Garrincha, Zidane, Ronaldinho, Ronaldo, Cristiano, Messi gibilerinin yanına yazmak lâzım. Yetenek olarak böyle ama mental olarak fazlasıyla sorunlu bir adam olan bu kardeşimiz, Chelsea’ye transfer olduktan sonra duruldu ve dünyanın en büyük takımlarından biri olan bu kulübün değişmez ilk 11 oyuncusu ve lider ismi oldu. Lampard gibi adamlar bile sıkıştığında topu onun ayağına verecek kadar saygı duyuyor ve biz de “bu adam nasıl oldu da bizim ülkemizde oynadı?” diye merak etmeye devam ediyoruz.
1972 yılında (18 yaşında) Köln takımında başladığı kariyerinde 33 yaşında Scalke’ye, oradan da 1 yıl sonra akıllara durgunluk verecek şekilde Fenerbahçe’ye gelen bu abimiz, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecileri listesinde kimi zaman ilk 10 ama kesinlikle ilk 20′ye giren bir isim. 1982 yılında final oynadığı Dünya Kupası’nı 1986′da Federal Almanya formasıyla kazandığını, Türk futbol tarihinin en başarılı takımı olan (ve 1989′da 103 gol atarak şampiyon olan) Fenerbahçe’nin kaptanı olduğunu ve sarı-lacivertlilerde 3 yıl forma giydiğini hatırlatalım. Fenerbahçe’den sonra 37 yaşında Bayern’e transfer olarak (!) futbolu orada bırakmıştı.
Farul Constanta takımının altyapısında yetişip bu takımda profesyonel olduktan sonra 18 yaşında Sportul’a transfer olan ve 3 yıl sonra Steaua Bükreş’e geçen Hagi, kariyeri boyunca Karpatlar’ın Maradona’sı olarak anılmış bir isim. Steaua takımıyla Şampiyon Kulüpler Kupası’nda 1988′de yarı final, 1989′da ise (bu kez yarı finalde G.Saray’ı eleyerek) final oynayan ve o sene kupada 5 gol atan futbolcu, 1990 Dünya Kupası’nın ardından (4.3 milyon dolara) Real Madrid’e transfer oldu. Orada hiçbir zaman ilk 11′in değişmezi olamadı ve 2 yıl sora hayal kırıklığı içinde satış listesine kondu. Ama ona talip olan ve alan takım, Avrupa’nın 100 büyük kulübü sıralamasından herhangi bir takım değil, Lucescu’nun çalıştırdığı Serie B ekibi Brescia oldu. 2 sene burada oynadıktan sonra 1994 Dünya Kupası performansı nedeniyle bu kez Barcelona’ya gitti. Orada da hiçbir zaman ilk 11 oyuncusu olamadı ve 1996′da G.Saray’a geçti. 5 yıl boyunca formasını giydiği bu kulüpte kariyerindeki tek Avrupa Kupası olan Uefa Kupası’nı kazandı. Real ve Barça’da daha uzun oynasa, orada bir-iki kupa kazansa, hatırlanabilecek bir performans gösterse listede daha üst sırada olabilirdi. Ama 19 yıllık kariyerinin 13′ünü üçüncü dünya ülkelerinde, ikisini ise Brescia’da geçirdiğini düşünürsek, Romanya ve Türkiye’de elde ettiği başarılar hatrına ilk 5′e girebiliyor desek yanlış olmaz.
Kariyeri boyunca Brezilya’da forma giyen ve Temmuz 2001′de 7.2 milyon sterline Parma’ya transfer olan Alex, burada sadece 4 ay kaldıktan sonra Ocak ayında Cruzeiro’ya dönmüştü. 2000 Olimpiyatları’nda Brezilya takımının (ve Lucio, Ronaldinho gibi isimlerin) kaptanı olan oyuncu 2004 yazında 5 milyon avro bedelle Fenerbahçe’ye geldi. Bir taraftar olarak kendisinden hiç hazzetmesem de bu takımda 120 gol, 120 asist gibi dünya rekorlarını zorlayan bir performansla oynadı bugüne kadar. Takımın Avrupa kupalarında en fazla gol atan oyuncusu oldu ve sarı-lacivertli formayla 2 lig şampionluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final yaşadı.
Dünya Kupasına Katılan Takımların Lakapları..
Dünya kupasına katılan tam otuz iki tane takım var. Bunlardan göz önünde olan büyük takımların isimlerini neredeyse hepimiz biliyoruz. İtalya – Gök Maviler, Hollanda – Portakallar gibi. Dünya kupası yaklaştıkça yavaş yavaş o kara kıtanın en ucuna doğru çekiliyoruz ve maçların yanında bu güzel nüanslarıyla da futbol damarlarımızda kaynamaya başlıyor. İşte bu otuz iki takımın bildiğimiz ve bilmediğimiz lakapları:
A Grubu:
Güney Afrika: Bafana Bafana (Çocuklar)
Meksika: El Tri (Meksika bayrağındaki üç renge itafen)
Uruguay: La Celeste (İlginçtir; Gök Maviler)
Fransa: Les Bleus (Maviler)
B Grubu:
Arjantin: Albicelestes (Beyaz ve gök maviler)
Nijerya: Süper Kartallar
Güney Kore: Taeguk Savaşçıları – Kırmızılar
Yunanistan: To Piratiko (Korsan Gemisi)
C Grubu:
İngiltere: Üç Aslanar
ABD: The Yanks
Cezayir: Les Fennecs (Çöl Tilkileri)
Slovenya: Zmajceki (Ejderhalar)
D Grubu:
Almanya: Milli Takım – On Birler
Avustralya: Socceroos
Sırbistan: Beli Orlovi (Beyaz Kartallar)
Gana: Siyah Yıldızlar
E Grubu:
Hollanda: Oranje (Portakallar)
Danimarka: Olsens Elleve (Olsen’in on biri)
Japonya: Mavi Samuraylar
Kamerun: Lions Indomptables (Yenilmez Aslanlar)
F Grubu:
İtalya: Azzurri (Gök Maviler)
Paraguay: La Albirroja (Beyaz Kırmızılar)
Yeni Zelanda: Bembeyazlar
Slovakya: Repre
G Grubu:
Brezilya: Selecao (Seçilmişler)
Kuzey Kore: Chollima (Mistik bir at)
Fildişi Sahilleri: Les Elephants (Filler)
Portekiz: Seleccao das Quinas (Beş Kalkanın Takımı)
H Grubu:
İspanya: La Furia Roja (Kırmızı Öfke)
İsviçre: İsviçre Milli
Honduras: Los Catrachos
Şili: La Roja (Kırmızlar)









